Argoda “kemik” diye bir tabir vardır.
Sağlam, becerikli, güvenilir anlamına gelir.
Bazı yöneticiler; becerilerine ve çalışma tarzına güvendiği, görüşlerine önem verdiği, birçok şeyi paylaştığı ve bu yüzden de yetkilerini devredebildiği çalışanları için bu tabiri kullanırlar.
Kemik çalışanlar, ekibin iskeletini oluştururlar ve “yöneticilerinin sağ kolu” işlevini görürler. Ekipteki diğer çalışanlar, onları örnek alırlar. Böyle birkaç kemik çalışanı olan yöneticinin işleri tıkırında, keyfi yerindedir.
Bu sihirli formülü keşfetmiş olanlar, yeni kemik çalışanlar elde etmek ve mevcutlarını elde tutmak için yoğun çaba gösterirken; keşfetmemiş olanlar bakın neler yaparlar.
Herşeyden önce kemik çalışana sahip olmanın ne kadar önemli bir koz olduğundan habersiz bir şekilde, bu potansiyale sahip çalışanları kazanmak bir yana, onların işten ayrılmasına kadar varacak bir itişme süreci içine girebilirler.
Kendini iyi yetiştirmiş, özgüveni olan, sözünü sakınmayan bir kişilik tarzı sergileyen “potansiyel” kemik çalışanlar, ilk bakışta “zor bir kişilik” izlemini verirler. Gerçekten de onları yönetmek, özel bir beceri ve istek gerektirir.
Buna yanaşmayan yöneticiler aslında farkında olmadan kendilerine zarar verirler. Çünkü, acemi ve becerileri sınırlı çalışanlarla çalışmak zorunda kalırlar. Tercihlerinin bir bedeli olarak da; hiçbir işlerini delege edemezler, zamanlarının önemli bir bölümünü kontrol ederek, hataları düzelterek geçirirler.
Halbuki bu yöneticilerin elinde birkaç kemik çalışan olsa işleri ne kadar güzel olacaktı. Operasyondan kafalarını kaldırıp fırsatlara odaklanabilecekler; çok daha katma değer yaratıp, üstlerinin gözlerine girebileceklerdi.
O zaman, hemen şu kritik soruyu gündeme getirelim:
Kemik elemanlar nasıl elde edilir ve nasıl elde tutulur?
Herşeyden önce bu kişiler işini seven, işinde uzmanlaşmış kişilerdir. Uzmanlıkları ile anılmak ve öyle takdir edilmek isterler. Farklı oldukları ve farklı yaptıkları işlerin başta üst yönetim olmak üzere organizasyon içindeki tüm birimler tarafından görülmesini ve alkışlanmasını yoğun bir şekilde arzularlar.
Birçoğunun para da pulda, ünvanda pek gözü olmasa da karın tokluğuna çalıştıkları pek görülmemiştir. Prim kavramına oldukça sıcak bakarlar.
En nefret ettikleri şey, rutin ve operasyonel işlere gömülmek ve “harcanıyorum” duygusuna kapılmaktır. Onlar yeni şeyler öğrendikçe ve öğrendiklerini uyguladıkça motive olurlar.
Yönetici olmayı arzu ederler ancak kıymetlerini bilen ve kendisine kemik çalışan muamelesi yapan yöneticileri olduğunda, bir adım geride kalmaktan rahatsızlık duymazlar.
Esnek olmaktan ve inisiyatif kullanmaktan acayip hoşlanırlar. “Kemik” çalışan muamelesi gördüklerinde bildiklerini ekip arkadaşlarıyla paylaşır, onların gelişimine katkı sağlarlar.
Vefa’nın “İstanbul’da bir semt”ten öte bir kavram olduğuna inanırlar!
Belki aklınıza şu soru gelmiştir:
Kemik çalışanlara uygulanacak tüm bu yaklaşımlar, diğer çalışanlara da uygulanması gerekmiyor mu?
Haklısınız, uygulaması gerekiyor...
Ancak, iş yaşamında memnuniyetsizlik hızla artıyor ve elimizde bu eğilimi tersine çevirecek maalesef çok fazla kaynak ve araç yok.
Ben sizin yerinde olsam, öncelikle “kemik” çalışanlar üzerine odaklanırdım.
Onları kazandıktan sonra, “Allah Kerim”...
2 yorum:
süper yazı, bir an yöneticime forwardlamak istedim :)
yazınıza istinaden yazım pembeyaka.com'dadır efendim...
Yorum Gönder